Akşamları Hüzünlü Oluyorum; Böyle Anlarda Ferahlık İçin Ne Yapmalıyım?
Akşamları hüzünlü oluyorum; böyle anlarda ferahlık için ne yapmalıyım? Zihnimdeki kötü düşüncelere engel olamıyorum. Sürekli düşünüyorum ve bu durumdan çok endişeliyim. Bu kötü düşüncelerden uzaklaşmak için ne yapmalıyım? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
Cenâb-ı Hakkʼın verdiği nîmetleri düşünüp şükredeceğiz. Bardağın boş tarafını değil, dolu tarafını düşüneceğiz.
En büyük nîmet; İslâm nîmeti, îman nîmeti, Kurʼânʼa muhâtap olma nîmeti, en büyük Peygamberʼe ümmet olma nîmeti…
Mahzun ve mağmum zamanlarımızda, bunlar bizim için en büyük tesellî kaynağı olacak.
Düşünmeliyiz ki bütün dünya bize verilse, fakat Cenâb-ı Hakk’ın rızâsından mahrum kalsak, bunun ne kıymeti olur!? Zira dünya da fânîliğe mahkûm, ömür de geçici bir zaman diliminden ibâret. Fakat Allah Teâlâ’nın rızâsına nâiliyetin getireceği saâdet ise ebedî!..
‒Bir misal:
Rivâyete göre Îsâ -aleyhisselâm-, teninde alacalar bulunan ve iki şakağı da çökmüş bir şahsa rastladı. O şahıs, üzerindeki hastalıklara aldırmayarak:
“–Yâ Rabbi! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, mahlûkâtın pek çoğunu müptelâ kıldığın dertten beni halâs eyledin!..” diyordu.
Îsâ -aleyhisselâm-, muhâtabının kalbî seviyesini yoklamak maksadıyla ona:
“–Ey kişi! Allâh’ın senden giderdiği hangi dert var ki?!.” dedi.
Hasta şöyle cevap verdi:
“–Ey Rûhullâh! En fecî hastalık ve belâ, kalbin Hak’tan gâfil ve mahrum olmasıdır. Şükürler olsun ki Allah Teâlâ, beni bundan muhafaza buyurmuştur. Zira ben Cenâb-ı Hakk’ın kalbime verdiği mârifetullah lezzeti ve huzuru içindeyim. Onun dışındaki dünya nîmetlerini görmüyor ve hissetmiyorum bile..”
İnsan; Süleyman -aleyhisselâm- kadar zengin olsa da eğer Allahʼtan gâfilse hüsrandadır. Kezâ Yusuf -aleyhisselâm- kadar cemâl sahibi olsa, fakat gaflet içinde yaşasa, yine hüsrandadır. Kurtuluş ancak îman ve sâlih amellerdedir.
Bir ârif zât, hüzün ve kederden kurtulup dâimâ hamd, şükür ve rızâ hâlinde, huzurlu bir kulluk hayatı yaşamamız için şu tavsiyelerde bulunur:
“Zaman zaman hastahanelere giderek hastaları ziyaret et! O muzdaripler gibi hastalıklara müptelâ olmadığını ve üzerindeki sıhhat nîmetini düşünerek hâline şükret!
Zaman zaman hapishanelere giderek oradaki mahkûmların binbir ıztırapla dolu zindan hayatlarını tefekkür et! Cinâyetlerin bir anlık öfke veya cinnet neticesinde işlendiğini, diğer taraftan mazlum olarak hapse düşüp o cefâya katlananların da bulunduğunu, onların yerinde kendinin de olabileceğini düşün!
Allah Teâlâ seni bu hâle düşmekten muhâfaza ettiği için O’na şükret! Oradakilerin selâmeti için de duâ et!
Sonra kabristanlara git, oradaki mezar taşlarından hâl lisânıyla yükselen sessiz feryatları dinle! Ömür nîmetini kaybettikten sonra pişman olmanın bir fayda vermeyeceğini düşün! Vakitlerinin kıymetini bil! Mezarda yatanlar için duâ ve istiğfâr et! Ve bundan sonraki günlerini daha çok hamd, şükür ve zikir ile değerlendirmeye çalış!”
Yine, gönüllerin gam ve kederden kurtulmasının reçetesini Şeyh Sâdî Hazretleri şöyle ifade eder:
“Gönlünün dertli olmasını istemezsen, dertli gönülleri dertlerinden kurtar.”
Nitekim bir hadîs-i şerîfte de:
“Sadaka vermekte acele edin. Çünkü belâ, sadakanın önüne geçemez.” buyruluyor. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 110)
Demek ki Allâhʼın rızâsını celbeden sadaka, infak, cömertlik, fedakârlık, hizmet gibi bütün sâlih ameller ve iyilikler, gönül huzuruna ve sadır inşirâhına vesîledir.
Bahâüddîn Nakşibend Hazretleri de intisâbının ilk yıllarında hasta ve muzdarip insanlara, yaralı hayvanlara hizmet etmiş ve hattâ insanların geçeceği yolları temizleyerek tam yedi sene kâʻbına varılmaz bir hizmet hayatı yaşamıştır. En büyük mânevî terfîyi de bu hizmetlerin huzuruyla elde ettiğini ifade buyurmuştur.
Yine gönle herhangi bir sebeple hüzün çöktüğünde, İnşirah Sûresi, Âyeteʼl-Kürsî, Felâk-Nâs Sûreleri başta olmak üzere ne kadar Kurʼân-ı Kerîm okursak, onun şifâ ve rahmetinden de istifâde ederiz -inşâallah-...
Mûsâ -aleyhisselâm- Firavunʼa tebliğe giderken çok daraldığında yaptığı bir duâsı var:
“Mûsâ: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” (Tâhâ, 25-28)
Bu ve emsâli duâların dışında, bilhassa istiğfar ve salevât-ı şerîfelerle meşgul olmak da gönle huzur verir.
Âyet-i kerîmede:
“...Bilesiniz ki kalpler, ancak Allâh’ın zikri ile huzur bulur.” (er-Ra’d, 28) buyruluyor. Allâhʼı zikretme muhtevasına giren bütün ibadetler ve sâlih ameller, rûha ferahlık verir.
Tabi bütün bunlar, Rabbimizʼe tevekkül ve teslîmiyetimiz nisbetinde huzura vesîle olur.
Zihindeki kötü düşüncelerden kurtulmak için neler yapmamız gerektiğine gelince:
Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni tahrik edecek olursa, hemen Allâhʼa sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.” (Fussilet, 36)
Yani kötü bir düşünce geldiği zaman, istiâze ile, yani mânâsını tefekkür ederek Eûzü Besmele ile Allâhʼa sığınacağız.
‒Haramlardan uzak durmakla, günahlardan el çekmekle,
‒Sâlih amellerle,
‒Maddî-mânevî temizliğimize dikkat etmekle şeytanı taşlayacağız, gönül huzurumuzu koruyacağız.
Yine zihnimize kötü bir düşünce geldiğinde, hemen müsbet düşüncelerle kendimizi meşgul edeceğiz:
Meselâ Kâbeʼyi tavaf ettiğimizi tahayyül edeceğiz, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi ziyaret ettiğimizi düşüneceğiz, Efendimizʼin yanımızda olduğunu tefekkür edeceğiz, Cenâb-ı Hakkʼın lûtfettiği nîmetleri düşüneceğiz…
Bu nevî telkinlerle kendimizi kötü düşüncelerin tasallutundan koruyacağız.
YORUMLAR