Asr-ı Saâdette Gençler, Kendilerine Nasıl Bir Yol Çizdi?

Ahir zamanda bir genç olarak yolumuzu nasıl çizmeliyiz, nefsimize karşı nasıl mücâdele edebiliriz ?

Asr-ı saâdette gençler, kendilerine nasıl bir yol çizdi?

‒Kurʼân ve Sünnet istikâmetine girerek…

‒Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi bir gölgenin gövdeye olan sadâkatiyle tâkip ederek…

Böylece, Allâhʼın rızâsına ve ebedî saâdete ulaştıran yolu tercih ettiler.

‒Tevbe, 100 (Muhâcirler, Ensâr ve onlara tâbî olan ihsan sahipleri…)

Osmanlıʼnın ilk üç asrında ecdâdımız kendilerine nasıl bir yol çizdi?

400 çadırlık bir aşiretten üç asırda nasıl 24 milyon km2 bir cihan devletine ulaştılar?

‒Kurʼân-ı Kerîmʼe tâzimle,

‒Peygamber muhabbetiyle,

‒Edebali Silsilesinin irşâdına gönül vermekle maddî-mânevî büyük fütuhat ve zaferler müyesser oldu.

Bizler, şâir Yahya Kemâlʼin ifadesiyle,

“Mesnevî okuyup bulgur pilavı yiyerek Avrupa’yı fethe yürümüş” şanlı bir ecdâdın torunlarıyız.

Bizim örneklerimiz de rehberlerimiz de bellidir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi, Muhâcirleri, Ensârı, Mezhep İmamlarımızı, Evliyâullâhʼı, Yavuzları, Fâtihleri kendimize örnek almalıyız. Onların istikâmetinde bir hayat çizgisine sahip olmalıyız.

Allah ve Rasûlʼünün, selef-i sâlihînin ve asırlarca İslâmʼın sancaktarlığını yapan mübârek ecdâdımızın can düşmanlarının hayat tarzına aslâ îtibâr etmemeliyiz. Aksi hâlde sefâlet çarşısında saâdet aramış oluruz…

Cenâb-ı Hak, her Fâtiha’da bize, sırât-ı müstakîmʼde kalmamızı isteyerek şöyle duâ ettiriyor:

  • Nîmet verdiklerinin yoluna bizi eriştir. (Yani bizi; peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerle beraber eyle! Onların yolundan gidenlerden eyle!)
  • Gazabına uğrayanların ve dalâlete düşenlerin hâlinden, yani hak yoldan sapanların yolundan ise bizi muhafaza eyle!..

Bu sebeple bir genç, kimlerle hemhâl olacağını iyi bilmelidir. Peygamber Efendimiz’in;

“Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan, onlardandır.”[1] hadîs-i şerîfini unutmamalıdır.

Bunun için gayr-i müslimlerin tesirinde kalmaktan kalbimizi korumalıyız. Bilhassa onların örf ve âdetlerine özenmeyeceğiz. İslâm şahsiyet ve karakterini muhafaza edeceğiz.

Nitekim hilâfeti zamanında Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Azerbaycan ve Dağıstan’a gönderdiği ordularına;

“Sakın siz putperestlerin giyindiği gibi giyinmeyin! Putperestlerin yediğinden yemeyin! Orada İslâm şahsiyetini muhafaza edin!” diye sıkı sıkı tembihte bulunmuştur.

Bugün ne yazık ki, Kur’ân ve Sünnet eğitiminden mahrum yetişen nesiller, İslâm sayesinde ne büyük bir hazineye sahip olduklarından habersizler.

Âdeta bir define üzerinde oturduğundan habersiz, aç ve bî-ilâç kalıp başkalarına el açan zavallı bir dilenci gibi, sefâlet çarşılarında saâdet arıyorlar.

Huzur ve mutluluğu bâtıl ve muharref dinlerde, beşer mahsulü bomboş ideolojilerde bulmaya çalışıyorlar.

Hâlbuki bir şeyi olmadığı yerde aramak, boşuna yorulmaktır.

Garaudy (sağlamın hastaya özenmesi…)

 Bu âhir zamanda nefsimize karşı nasıl mücadele edebiliriz, suâline gelince:

Çâre takvâʼda… Takvâ hassasiyetiyle İslâmʼı yaşamakta.

Takvâmız ölçüsünde Cenâb-ı Hak da bizleri nefsin, şeytanın, zamane şerlerinin tasallutundan muhafaza eder -inşâallah-.

Cenâb-ı Hak takvâ sahiplerine olan ihsanlarını bildiriyor:

“…Kim Allâh’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.” (et-Talâk, 2)

“…Allahʼtan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor...” (el-Bakara, 282)

Nasıl ki tıpta koruyucu hekimlik (hıfzı sıhha) vardır. Maddî bedenimizin sağlığını korumak için pek çok tedbir alırız. Bunun gibi, mânevî hayatımızın sıhhati için de birtakım koruyucu tedbirler almak şarttır.

Mâneviyâtımız için en mühim koruyucu kalkan, “takvâ”dır. Yani “Allah korkusu”dur. Allâh’ın rızâsını ve muhabbetini kaybetme endişesidir. Bu korku ve endişe ile haramlardan, günahlardan el çekmektir.

–İnsan niçin yaratıldığını, yolculuğunun nereden nereye olduğunu tefekkür edecek.

Namaza ve diğer ibadetlerine ehemmiyet verecek.

Sâlih müʼminlerle hemhâl olacak. (Kehf ve Tahrim Sûreleri…)

Allâh’ı ve âhireti aslâ unutmayacak.

Böylece kalben terakkî edip “takvâ” hassâsiyetine erecek. Bu şekilde nefsinin ve zamânenin fitnelerinden, şerlerinden kendini koruyacak…

[1]  Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031.

İslam ve İhsan

GENÇLİĞİN ÖNEMİ

Gençliğin Önemi

GENÇLERE MÜJDELER

Gençlere Müjdeler

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN GENÇLİK YILLARI

Peygamber Efendimiz’in Gençlik Yılları

GENÇLİĞİMİZİ NERELERDE GEÇİRİYORUZ?

Gençliğimizi Nerelerde Geçiriyoruz?

GENÇLİĞİN KIYMETİ NASIL BİLİNİR?

Gençliğin Kıymeti Nasıl Bilinir?

PEYGAMBERİMİZ NASIL BİR GENÇLİK YAŞADI?

Peygamberimiz Nasıl Bir Gençlik Yaşadı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.