Cem'u's-Salâteyn Ne Demek?

Cem'u's-salâteyn ne demektir? Kısaca anlamı nedir? İslami lugatte cem'u's-salâteynin anlamı...

Fıkıh dilinde "iki namazı birleştirmek" anlamına gelen bu tâbir; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.

İslâm bilginleri hacca gidenlerin Arafat'ta öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde Müzdelife'de ise akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde birleştirerek kılmaları konusunda ittifak etmelerine karşın yolcu ve mukim iken mazeretli ve mazeretsiz cem yapılması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefî bilginler, Arafat ve Müzdelife dışında cem'i câiz görmezlerken diğer bilginler yolculukta cem yapmanın câiz olduğunda ittifak, mukim iken ihtilaf etmişlerdir.

Pek çok sahih hadis; özellikle seferî iken öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek kılınabileceğini öngörmektedir. İbn Abbâs (ö. 68/687), "Rasulüllah (a.s.) Tebûk Savaşı için yaptığı seferde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı" demiştir. Hadis râvîlerinden Sa'd ibn Cübeyr (ö. 95/713), İbn Abbas'a, Rasulüllah'ı namazları birleştirerek kılmaya sevk eden şey nedir, diye sormuş, İbn Abbas da ümmetine zorluk olmamasını istedi cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 51, 53)

Yine İbn Abbas "Rasulüllah (a.s.) Medine'de (yolcu olmadığı), korku ve yağmur bulunmadığı halde öğle ile ikindi akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı" demiştir. Veki' ibn Cerrah (ö. 97/812) İbn Abbas'a, "bunu niçin yaptı" diye sormuş, İbn Abbas da "ümmetine zorluk çıkarmamak için yaptı" cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Musâfirîn, 54)

Örnek olarak verdiğimiz bu iki hadis, seferîlikte ve mukîm iken Peygamber (a.s.)'in namazları birleştirerek kıldığını ortaya koymaktadır. Her namazı vaktinde kılma ile ilgili pek çok hadisin varlığı da dikkate alındığında şunu söylemek mümkündür: Mukîm iken her namaz vaktinde kılınmalıdır. Ancak zarûret ve ihtiyaç hallerinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları, cem-i takdim veya cem-i te'hir ile kılınabilir. Bu bir ruhsattır. Aralarında bazı görüş farklılıkları bulunmakla birlikte Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî bilginler yağmur, çamur, şiddetli rüzgar ve karanlık gibi bir mazeret sebebiyle mükîm iken camide cemâatle namaz kılacak kimseler için cem'i câiz görmüşlerdir. Mukîm iken cem konusunda en musâmahalı görüş sahipleri, Hanbelî bilginlerdir. Onlara göre; emzikli kadın, hasta olan, idrarını tutmakta zorluk çeken, zayıf ve halsiz ihtiyar, kör ve sağır, canına, malına, işine ve ırzına zarar gelmesinden korkan kimse cem yapabilir. Herhangi bir sebeple namaz vaktinde kılınamayacaksa cem yapılmalıdır.

Yolculukta, mazeret olsun olmasın cem yapmak câizdir. Hanefî bilginler, hadislerde geçen cem'i şeklî cem olarak yorumlamışlardır. Şeklî cem; öğle ve akşam namazlarını son, ikindi ve yatsı namazlarını ilk vaktinde kılmaktır. Ancak bu, gerçekte cem değil, her namazı vaktinde kılmaktır.

Caferîler, öğle ile ikindi namazlarını öğle; akşam ile yatsı namazlarını akşam vaktinde kılmayı sürekli hâle getirmişlerdir. Bu uygulama, beş vakit namazın üç vakitte kılınması gibi bir sonuç doğurmuştur. Bu durum, her namazı vaktinde kılmayı öngören hadislere ters düşmektedir.

Cem'e cevaz veren bilginler, cem-i terk edip her namazı vaktinde kılmanın daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Mazeretsiz olarak cem'i câiz görenler de "alışkanlık haline getirmeme" şartını koşmuşlardır. Bu sebeple seferde ve hazarda cem'i mazeret ve ihtiyaç hâline hasretmek daha isabetli olacaktır. Uygulaması şöyledir: Öğle ile ikindi, akşam ile yatsının farzları, öğle veya ikindi akşam veya yatsı vaktinde peş peşe, ara vermeden kılınır, iki farz arasındaki sünnet kılınmaz, başka bir şeyle meşgul olunmaz.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.