
Gözümüzün Nûrunu Nasıl Koruyabiliriz?
İçinde bulunduğumuz çağın şartlarında gözlerimizi haramdan korumak çok zor. Ekranlar artık her yerde ve istemediğimiz şeylere daha çok mâruz kalabiliyoruz. Bu şartlar altında gözlerimizin nûrunu nasıl muhafaza edebiliriz, gözün takvâsını nasıl kazanabiliriz?
Ârif bir zât ne güzel söylemiş:
“Haramı seyreden göze de gusül gerekir. Gözün guslü ise, nedâmetle süzülen bir damla gözyaşıdır.”
GÖZÜN NURU NASIL KORUNUR?
Bu âhir zamanda bilhassa gözümüze ve gönlümüze çok dikkat etmeliyiz. Hakîkaten, nefsânî vitrinler ve şeytânî ekranlar her yanı sarmış durumda. Bazı cadde ve sokakların, internetin yanlış adreslerinin ve televizyonun menfî programlarının manzaraları, âdeta ruhlara zehir saçıyor. Göz görüyor; lâkin onun gaflet ve kasvetinin cefâsını kalp çekiyor.
Bir bardaktaki saf ve berrak suya bir damla necâset düşse, o suyun bütün lezzeti kaçar, sâfiyeti bozulur. Bunun gibi gözü haram görüntülerden korumak, kalbî hayatın sıhhati için son derece mühimdir.
Fussilet sûresinde Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Nihayet oraya (Cehennemʼe) geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şâhitlik edecektir.
Onlar derilerine;
«‒Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?» derler. Derileri de der ki;
«‒Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu.» İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.
Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allâh’ın bilmediğini sanıyordunuz.” (Fussilet, 20-22)
Hayâ ve edep âbidesi olan Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-:
“Gözü haramdan korumak, ne güzel şehvet perdesidir.” buyurur ve bu hususta da insanları irşâda çalışırdı.
Nitekim Enes -radıyallâhu anh-, kendi rivâyetine göre; bir gün Hazret-i Osman’a giderken yolda bir kadın görür. Kadının güzelliği aklına takılır. Bu düşünce ile Hazret-i Osman’ın yanına girer. Onu gören Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-:
“–Ey Enes! Gözlerinde zinâ izleri olduğu hâlde buraya giriyorsun.” der.
Bu söz karşısında neye uğradığını şaşıran Enes -radıyallâhu anh-, hem hayret hem de mahcûbiyet hisleri içinde:
“–Allâh’ın Rasûlü’nden sonra da mı vahiy geliyor?” diye sorar.
Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- ise:
“–Hayır, bu bir basîret ve doğru bir firâsettir.” cevâbını verir.[1]
Hadîs-i şerîfte buyruluyor:
“Harama bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Her kim Allah korkusu sebebiyle onu terk ederse, Yüce Allah, bu davranışına karşılık ona, kalbinde tadını hissedeceği bir îman (lezzeti) bahşeder.” (Hâkim, IV, 349/7875; Heysemî, VIII, 63)
Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir defasında Hazret-i Ali’ye hitâben şöyle buyurmuştur:
“–Yâ Ali, âniden bir haramı gördüğünde dönüp tekrar bakma! Zira ilk bakış, senin (için affedilmiş)tir, ancak ikinci bakış aleyhinedir (günahtır).” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42-43/2149; Tirmizî, Edeb, 28/2777)
Yani bakılması haram bir şeye gayr-i irâdî gözümüz ilişirse bu ilk bakış mâzur görülür, fakat bakışı devam ettirmek haramdır.
Buna bir misal kabîlinden zikretmek gerekirse;
Trafikte giderken, nasıl ki arabaların plakalarını tek tek okumaya çalışmıyor, gideceğimiz yola dikkat kesiliyorsak, gayr-i irâdî gözümüze çarpan haramlara da dikkat kesilmeyecek, bakışlarımızı derinleştirmeyeceğiz. Bilâkis hemen ondan yüz çevireceğiz.
Haramların câzibelerine karşı takvâ zırhına bürünmeye çalışacağız. İrâdî olarak haram vitrinleri ve ekranları seyretmek bir tarafa, gayr-i irâdî gözümüze çarpan haramlardan bile sakınacağız. Böylece gönüllerimizin huzurunu korumaya, iç dünyamızı her dâim Cenâb-ı Hakkʼın râzı olduğu bir sâfiyette tutmaya gayret göstereceğiz.
İmâm Şâfiî -rahmetullâhi aleyh- buyuruyor:
“Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.”
Bizler de gözlerimizi dâimâ rûhânî vitrinlerle meşgul edeceğiz ki şeytanî vitrinlere gönlümüz kaymasın…
Dipnot:
[1] Kuşeyrî, Risâle, s. 238.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Rahmet Toplumu Hayırlı Gençlik 2, Erkam Yayınları
YORUMLAR