İftar Ettirmenin Fazileti

İftar ettirmenin fazileti nedir?

Oruç ile infak arasındaki alâkanın iyice tesis edilmesi için; oruçluya iftar ettirene, oruç sevâbı va‘dedilmiştir. Hadîs-i şerifte buyurulur:

“Bir oruçluya iftar ettirene, oruçlunun ecri kadar ecir verilir ve oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82)

Bu hadîs-i şerifle amel etmek üzere Hâfız Hammâd bin Seleme -rahmetullâhi aleyh-, Ramazan ayında her gece elli insana iftar ettirirdi. Son gece de bunlara birer elbise giydirirdi.

İslâm medeniyetinde, Ramazân-ı şerif bir ikram seferberliği mevsimi olmuştur. Bilhassa Osmanlı devrinde; Ramazan boyunca, imkân sahipleri, iftar sofralarını herkese açık tutmuşlardır. Hattâ gelenlere bir de hediye hazırlatmış ve «diş kirası» gibi zarif bir isimle kendilerine takdim etmek âdet olmuştur.

Zamanımızda da iftarlar veriliyor. Ancak bazı hususlarda dikkat edilmelidir:

  • Bu sofraların; sadece eşrafın birbirini ağırladığı, ağzı duâlı fukarâ ve mahrumların ayak basamadığı yerler hâline gelmemesi lâzımdır.

Davetlilerin birbiriyle ünsiyet etmesi için, yakın ve benzer içtimâî mevkie sahip insanların birlikte davet edilmesi mâkul ve münasiptir. Ancak başka akşamlarda, zengin veya fakir olmasına bakılmaksızın; akrabalar, komşular, çalışanlar vb. kişiler de davet edilmelidir.

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu hadîs-i şerîfi ölçü edinilmelidir:

“Zenginlerin davet edilip fakirlerin çağırılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir!” (Buhârî, Nikâh, 72; Müslim, Nikâh, 107. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Nikâh, 25)

  • Yine bu iftarların verildiği yerler; sâir vakitlerde günahların işlendiği, müskirâtın içildiği yerler olmamalıdır.

Zira mekânlarda, orada işlenen amellerin in‘ikâsı olur.

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

  • Semûd Kavmi’nin helâk edildiği yerlerdeki sulardan kaplarını dolduran ashâb-ı kirâma, o suları döktürmüştür.
  • Ebrehe’nin helâk edildiği Muhassir Vadisi’nden hızlıca geçmiştir.

Ayrıca, şuurlu bir müslümanın; günahta yardımlaşmaması, yani günah işleyenleri desteklememesi gerekir. Ramazan dışında menhiyyâtı servis eden bir işletmeyi kiralamak, onları desteklemek olur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Mart, Sayı: 241

İslam ve İhsan

BİR ORUÇLUYU İFTAR ETTİRMENİN SEVABI

Bir Oruçluyu İftar Ettirmenin Sevabı

RAMAZAN’DA İFTAR VERMENİN SEVABI VE FAZİLETİ

Ramazan’da İftar Vermenin Sevabı ve Fazileti

“KİM BİR ORUÇLUYU İFTAR ETTİRİRSE…” HADİSİ

“Kim Bir Oruçluyu İftar Ettirirse…” Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.