İmam Açıktan Okumazken Cemaatin Okuması

İmamın arkasında sure okunur mu? İmam açıktan okumazken cemaatin okuması ile ilgili hadisler.

İmran bin Husayn radıyallahu anh’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazını kıldırırken bir zat gelerek arkasında “sebbih isme Rabbikel a’lâ” sûresini okudu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince:

“Arkamda hanginiz okudunuz?” dedi. Ashab:

Şu kimse, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Şüphesiz sizden birinizin beni o sûreye çektiğini bildim,” buyurdu.

Ebû Dâvud dedi ki: Ebûl-Velid hadisinde şöyle dedi: Şu’be, Katade’ye dedim ki, Said bin Müseyyeb’in Kur’an için sus sözü, bunun için değil, imamın açıktan okuduğu vakte aittir, dedi. İbn-i Kesir hadisinde Şu’be dedi ki; Katade’ye dedim ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem arkasında okumayı kerih görmüşe benziyor, dedim. Katade eğer kerih görse nehyederdi, dedi. (Ebû Dâvûd, Salât, 138/828; Nesêi, Kitâbu’l-İftitâh, b. Terki4l-Kıraat, Halfel İmâm, s. 140, c. 2)

Hadisin Açıklaması

Hanefilere göre imam ister açık okusun, ister gizli okusun, cemaat ne Fatiha’yı ne de sûreyi okur. Şâfiîlere göre imam ister gizli, ister açık okusun, cemaat mutlaka Fatiha’yı okur.

Mâliki ve Ahmed-bin Hanbel’e göre imam gizli okursa cemaat Fatiha’yı okurlar, imam açık okuyorsa okumazlar. (Maalim-üs-Sünen, c. 1, s. 394)

*

İmran bin Husayn radıyallahu anh’dan:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, öğle namazını kıldırdı. Namazdan ayrıldıktan sonra dedi ki: “Sebbih isme rabbikel a’lâ”yı hanginiz okudu? Adamın biri “ben” dedi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “birinizin beni o (sûreye) çektiğini bildim,” dedi. (Ebû Dâvûd, Salât, 138/829)

Kaynak: İbrahim Koçaşlı, Sünen-i Ebî Davud ve Tercemesi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İMAMA UYAN KİŞİ FATİHA OKUR MU?

İmama Uyan Kişi Fatiha Okur mu?

CEMAATİN İMAMA UYMASININ ŞARTLARI

Cemaatin İmama Uymasının Şartları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.