Nebevi Kurtuluş Programı

Nebevî va‘de mazhar olabilmek ancak nebevî bir Ramazan ihyâsı ile mümkün olabilecektir. Bunun da esaslarını şu şekilde ifade edebiliriz...

Nebîler Sultânı Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Hak Teâlâ’nın açık beyanı ile bütün âlemler için bir rahmet, mü’minler için ise daha özel ilâhî bir lütuftur. Hayatın her safhasında, her alanda en güzel yegâne örnek şüphesiz Allah Resûlü Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’dir.

Sahabe-i kiram efendilerimiz yaşadıkları zamanı, hep O’nu takip etmek ve O’nun sünnet-i seniyyesine uymak sûreti ile saâdet çağına dönüştürdüler. O sallallâhu aleyhi ve sellem de azîz sahabilerini hep zamanındaki tecellîler hususunda uyardılar. Farklı günlerde, gecelerde, aylarda ve yıllardaki özel tecelli ve ikramları kendileri bizzat yaşarken, sahâbilerine de bu güzellikler için irşad ve ikazlarda bulundular.

Server-i kâinat Efendimiz’in hayatında Ramazan ayının çok farklı bir anlamı vardır. Nübüvvet ile vazifelendirilmesi, âlemlere rahmet olarak gönderilişi ve ebedî hidâyet rehberi Kur’an-ı mübînin kendisine verilişi hep bu ayda olmuştur. Bütün bu lütuflar vesilesi ile Nebiler Sultanı -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Ramazan geldiğinde heyecanlanır, Yüce Mevlâ’ya daha yakın olma şevkiyle ibâdet, infak, cömertlik ve iyilik iştiyakını artırırdı.

Habîbullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in Ramazan gündemi iki ay öncesinden; Recep ayı ile başlardı. Şaban ayının son gününe ulaşıldığında ise bu ayın son gününü özellikle hatırlatarak sonraki gün başlayan Ramazan ayının en ufak bir gafletle geçirilmemesini arzu ederdi. Bir defasında şöyle buyurmuşlardı:

“Yine Ramazan geldi. (Tüm mağfiret imkânları ile) Ramazan’ı idrak edip de bağışlanmamış olan kimseye yazıklar olsun! Kişi Ramazan’da da günahlarını affettirmezse peki ya ne zaman mağfirete nâil olabilecek!” (İbn-i Ebî Şeybe, el-Musannef II, 270)

NEBEVÎ KURTULUŞ PROGRAMI

Bu nebevî va‘de mazhar olabilmek ancak nebevî bir Ramazan ihyâsı ile mümkün olabilecektir. Bunun da esaslarını şu şekilde ifade edebiliriz:

  1. Sahurlar ve seherler: Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bütün ibâdetlerde ilk adımın, şuurlu ve sahih bir niyet olduğunu beyan eder. Dolayısı ile sahur, sâde bir yemekten ibâret değildir. Oruç ibadetinin başlama vaktinin farkında olmaktır. Bu hikmetle O -sallallâhu aleyhi ve sellem- “Sahur yemeği yiyin. Zîra sahurda bereket vardır.” buyurmuştur. (Buharî, Savm)

Sahura kalkılmışken gece ibadeti de ifa edilmelidir. Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ümmetinin en mühim ibadet olan gece ibâdetlerinden nasiblenmesini arzu eder, bu konuda da en yakınlarından başlayarak onların bu nimetten istifade etmelerini temine gayret ederlerdi. O, bir gece Hz. Ali ve Fâtıma -radıyallahu anhüma-nın kapısını bizzat çalmış ve; “-Ey Ali ve Fatıma! Namaz kılmayacak mısınız?” buyurarak onların geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

Ashabına da; “-Aman gece kalkmaya gayret edin. Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah’a yakınlık vesilesidir. Bu ibadet günahlardan alıkoyar, hatalara kefaret olur, bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, Deavat, 101) buyurarak onları seherleri uyanık geçirmeye davet etmiştir.

  1. Kur’an okumaları: Peygamber Efendimiz kendisini adım adım takip eden ashâbıyla birlikte her gün Kur’ân-ı Kerîm’den bir hizb okumayı vird edinmişlerdi. İlk üç sûreyi bir hizb, sonra sırayla beş, yedi, dokuz, on bir ve on üç sûreyi birleştirerek birer hizb yaparlardı. En son Kâf sûresinden sonuna kadar mufassal sûreleri okuyarak Kur’ân-ı Kerîm-i yedi günde hatmederlerdi. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in bir de Cebrâil -aleyhisselâm- ile mukabelesi vardı. Cebrâil -aleyhisselâm- Ramazan’ın her gecesi gelir, sabaha kadar Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile karşılıklı Kur’ân okur ve onu müzâkere ederler, doyumsuz bir Kur’ân dersi yaparlardı. (Buharî, Bed’ul-Vahy, 5-6)
  2. İnfak ve Yardımlaşma: Muhtaçları sevindirip gönül almak da en mühim nebevî bir hususiyettir. Nitekim Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ramazan ayı girdiğinde bütün esirleri serbest bırakır ve kendisinden bir şey isteyen herkesin ihtiyâcını karşılardı. İnsanların en cömerdi olan Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- o günlerde infakını artırır, rahmet rüzgârları gibi herkesin imdâdına yetişirdi.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem-’in zevcesi Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha- oruçlu oldukları bir gün bir yoksul gelip kendisinden yiyecek istedi. Hazet-i Âişe’nin evinde somundan başka bir şey yoktu. Hizmetçisine:

“-Ekmeği ona ver!” dedi. Hizmetçi:

“-Akşam iftar edeceğiniz başka bir şey yok!” dedi. Âişe (r.anha):

“-Sen ekmeği ona ver!” dedi. Hizmetçi, hâdisenin devamını şöyle anlatıyor:

Hazret-i Âişe’nin emri üzerine ekmeği o fakire verdim. Akşam olunca birisi bize bir parça pişmiş koyun eti gönderdi. Hazret-i Âişe (r.anha) beni çağırdı ve:

“-Buyur ye, bu senin ekmeğinden daha lezzetlidir!” dedi. (Muvatta’, Sadaka, 5)

Nebîler Serveri Efendimiz’in Ramazan dışında da en çok tavsiye ettiği amel-i sâlih, açlara ikram, susuzlara ihsan idi.

“Her kim bir aç insanı doyurur, ihtiyaç sahibini giydirir, misafirini evinde ağırlarsa Allah onu kıyamet dehşetinden korur.”

“Kim helal kazancı ile Ramazan’da iftar verir, açları doyurursa, melekler Ramazan geceleri boyunca ona rahmet gönderirler, Cebrail (a.s.) onunla musafaha eder. Bunun da alâmeti o kişinin gönlünde bir yufkalık meydana gelmesi, gözünden de her an yaşlar boşanmasıdır.” (Fezâil-i a‘mal, Kandehlevî)

  1. Son on günde i‘tikâf ve Kadir gecesi: Allah Rasûlü’nün Ramazanda yaptığı ibadetlerden biri de i‘tikâf yani ibadete kapanmaktı. Hz. Âişe, “Ramazan ayının son on günü girince Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- kendini ibadete verir, geceleri ihyâ eder ve âilesini uyandırırdı.” demiştir.

Ebû Hüreyre hazretleri de “Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- her Ramazan on gün i‘tikâfa girerdi, vefat ettiği sene ise yirmi gün i’tikâf yaptı.” demiştir. Bunun bir maksadı da Kadir gecesini idrak edebilmekti. Nebyy-i Ekem Efendimiz bu gecenin ihyâsına çok önem verir ve “Kadir gecesini, fazilet ve kudsiyetine inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek ibadet ve tâatle geçiren kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”, “Ramazan’da bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Kim onun hayrından mahrum olursa, çok büyük bir şeyden mahrum kalmış demektir.” buyururlardı. (Ahmed İbn-i Hanbel)

  1. Günlük hayata ihmal etmeksizin devam: Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ramazan’da ibâdete teksif olmakla birlikte diğer işlerini de ihmal etmiş değildi. Gerektiğinde Ramazan’da cihâda bile çıkardı. Nitekim Bedir gazvesiyle Mekke fethini Ramazan’ın son on günü içinde gerçekleştirmiş, Tebük seferinden Ramazan’da dönmüştür. (İbn-i Hişam)

Nebevî uygulamalar çevresinde Ramazan, seherleri, sahurlar ve nâfile ibâdet yoğunluğu ile mü’minin kalbî hayatında yeni mâ’nevî terakkîleri hazırlayan, özellikle “yarım hurma ile de olsa”ya kadar indirilen infak ruhuyla sosyal yaraları saran, ızdırapları dindiren mü’min kardeşliklerini pekiştiren ve bütün bu güzelliklerin ötesinde sonsuz ilâhî ikram ve lütuflara vesile olan mübârek bir mevsimdir.

Mü’minlere düşen, Hakk’ın kulları için açtığı bu ilâhî fırsatlar sofrasından nasibini çoğaltmak için ciddî gayretler içinde olabilmektir.

Kaynak: Abdullah Sert, Altınoluk Dergisi, Sayı: 469

İslam ve İhsan

RAMAZAN’DA NELER YAPILIR?

Ramazan’da Neler Yapılır?

RAMAZAN AYI NASIL BİR AY?

Ramazan Ayı Nasıl Bir Ay?

PEYGAMBERİMİZ RAMAZAN AYINI NASIL DEĞERLENDİRİRDİ?

Peygamberimiz Ramazan Ayını Nasıl Değerlendirirdi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.