
Orucun Ruh ve Beden Sağlığına Faydaları
Orucun psikolojik rahatsızlıklara ve bağımlılıklara olan tesirleri nelerdir? Hâmilelik ve emzirme döneminde oruç uygun mudur? İmtihana girecek olan öğrenciler oruçlarını tutabilirler mi? Bayramda nasıl bir beslenme tercih etmeliyiz? Oruç ibadetinin ruh ve beden sağlığına faydaları...
Cenâb-ı Hakk’ın kuluna emrettiği ibadetlerde sayısız hikmetler vardır.
ORUCUN RUH VE BEDEN SAĞLIĞINA FAYDALARI
İslâm’ın beş temel şartından biri olan orucun, insan sağlığına tesirleriyle ilgili olarak yapılan tıbbî araştırmaların sonucunda, oruç tutmanın ruh ve beden sağlığına pek çok faydaları olduğu tespit edilmiştir.
Mâlum olduğu üzere, yıl içinde bütün mevsimleri dolaşan oruç ibâdeti, imsâkla başlamaktadır. Hiçbir şey yemeden oruç tutmak doğru değildir. Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sahur yemeğini tavsiye ederek şöyle buyurmuşlardır:
“Sahura devam edin, çünkü sahur mübârek bir yemektir.” (Nesâi-Taberânî)
“Bizim orucumuzla ehl-i kitâbın orucu arasındaki en önemli fark, sahur yemeğidir.” (Müslim, Ebû Dâvud)
Sahurda, gündüz acıkmamak niyetiyle, mideyi tıka-basa doldurmak doğru değildir. Çok yiyenler, daha çabuk acıkacaklarını bilmelidirler. Sahurda hafif, ancak tok tutan, gün içindeki ihtiyaçlara cevap verecek, yani gündüz orucuna yardım eden bir yeme tarzı geliştirilmelidir. Bu konu ile ilgili olarak Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Gündüz orucu için sahur yemeğinden; gece namazı için öğle uykusundan (kayluleden) faydalanın.” (Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, C, 5, sh: 500)
Mesela süt, hurma, yoğurt, bal, pekmez, yumurta, peynir, kepekli ekmek ve meyve iyi bir tercihtir. Kabızlığı önlemek için kafeinli içeceklerden kaçınmalı ve bol su içilmelidir. Yağlı kızartmalar, hamur işleri, pişiler; tok tutsun diye tercih edilen ağır yemeklerdendir. Bunları yedikten sonra hazım için kanda yükselen bazı hormonlar, kan şekerini düşürerek hâlsizlik, bitkinlik, uyku hâli ve baş dönmesine sebep olurlar. Mide, hazım için ifrâzâtını arttırır. Kalp, daha fazla atarak mideye yardımcı olmaya çalışır. Karaciğer, ağır yemeklerden sonra faaliyetini arttırır. Kısacası; oruca başlarken sahurun ağır yemeklerden oluşması, bünyeyi yormaktadır. Hafif yendiği takdirde ise; vücutta bir zindelik olacak, imsâktan sonraki kıymetli vakit de uyku ile hebâ edilmeyecektir.
Yaklaşık 14-16 saatlik bir açlık ile istirahat etmiş olan mideye, iftar ederken ağır yemekleri birden doldurmak; hem orucun rûhâniyetine aykırıdır, hem de sıhhat için uygun değildir. İftarla beraber görülen mide kramplarının, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi, baygınlık hissinin sebebi, oruç tutmuş olmaktan değil; uygun olmayan bir şekilde iftar etmekten kaynaklanmaktadır. Bol baharatlı, etli, yağlı, kızartmalı yemeklerin ardından gelen bol şerbetli tatlılar ve kafeinli içecekler; gevşemiş sindirim sisteminde kasılmaya, ifrâzât artışına, kanda bazı hormonların yükselmesine… vs. sebep olmaktadır. Hâlbuki iftarı hurma, zeytin veya birkaç yudum su ile yapmak; çorbayı içtikten sonra yemeğe biraz ara vermek ve saatler süren bir açlıktan çıkmış sindirim sistemine birden yüklenmemek, daha sıhhatli bir yoldur. İftar edip önce akşam namazını kılmak, ardından da tavuklu, sebzeli ya da haşlama et tarzında hazırlanan yemekleri yavaş yavaş yemek, en iyisidir. Oruç tutarak yemeye-içmeye karşı sabreden kişi, iftar ederken de îtidali bozmamalıdır. Oruçlu olunan günler, sindirim sistemi için de bir dinlenme zamanıdır. Sahur ve iftar hafif yapıldığı takdirde; orucun sağlığa olan faydalarından da azamî derecede istifâde edilmiş olur.
Bazılarına uzun günlerde oruç tutmak zor gelmekte, 14-16 saatlik süre gözlerde büyümektedir. Aslında bu süre, hiç de uzun değildir. Akşam yemeğini erkenden yiyen (saat 17:00-18:00 gibi) ve sonrasında bir şey yemeyen; ertesi gün, kahvaltısını saat 8:00’de yapan bir kişi de 14-15 saat aç kalmış olmaktadır. Gerçek şu ki; insan, daha uzun süre de açlığa dayanabilmektedir. Ancak, kişileri rahatsız eden bu açlık süresi değil; daha önceden alışmış oldukları tokluk sistemidir. Bir insanın, günde ortalama 1.500-2.000 kkalorilik enerjiye ihtiyacı vardır. 60-70 kg civarındaki bir insanın vücudunda depolanmış olan protein, yağ ve karbonhidratların yanmasıyla, 150.000 kkalori enerji açığa çıkmaktadır. Yani, insan teorik olarak; bir şey yemeden, sadece su içerek, 70-75 gün kadar yaşayabilir. Yapılan araştırmalarla bu te’yid edilmiş; hatta çok şişman insanlarda, bu sürenin bir yıla kadar uzayabileceği görülmüştür.
Orucun ilk günlerinde kişide görülen hâlsizlik, yorgunluk ve baş ağrısının sebebi; hücre içindeki atıkların uzaklaştırılması, kanda serbest yağ asitlerinin yükselmesidir. Vücudun iftar ve sahur saatlerine alışmasıyla, bu tesirler ortadan kalkmaktadır. Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetini takip ederek; Ramazan ayı dışında da çeşitli vesîlelerle oruç tutanlarda bu yan tesirler görülmediği gibi, bu kişiler, daha sağlıklı ve zinde olmaktadır.
Hazım faaliyetlerinde bedenin ihtiyacı olan enerjinin 1/3’ü kullanılmaktadır. Yani sindirim de enerji sarf ettiren bir hâdisedir. Üstelik oruç tutmadığı zamanlarda, öğün aralarında da atıştırmaktan geri durmayan insanın sindirim sistemi; dinlenme ve yenilenme fırsatını, ancak oruçla elde etmiş olmaktadır. Gerçek şu ki; oruç tutan insanın revize olan sadece sindirim sistemi değil, bütün vücut sistemidir. Oruç tutan kişi; hem rûhen, hem de bedenen sıhhate kavuşmuş olmaktadır.
Vücudun kimya laboratuarı olan karaciğer; artık ve zararlı maddelerin tasfiyesi, toksik maddelerin tesirsiz hâle getirilmesi, hormonların yıkılması, kanın temizlenmesi, ilaçların yıkımı vs. pek çok hayatî görevi yerine getirmektedir. Oruç sırasında karaciğere düşen yük azalacağından, ölü hücrelerin tasfiyesi ve detoksifikasyon (bünye için zehirli ve zararlı olan maddelerin temizlenmesi) işleri kolaylaşıp hızlanmaktadır. İftara doğru insan hâlsizlik hissederken, iç organları bayram yapmaktadır. Oruç tutanların küçük tansiyonu düşmekte; kalp 15.000 defa daha az atarak, muazzam şekilde dinlenmektedir. Bu açıdan tansiyon ve kalp ilaçlarının etkisini gösteren orucun, bu ilaçlar gibi yan etkisi de yoktur!.
Yapılan araştırmalara göre; zannedilenin aksine, oruç sırasındaki açlıkta, mide asit salgısında artış olmadığı anlaşılmıştır. Nitekim ülserli hastalarda, oruç tutan şahısların mide asit ifrâzâtı öğlen saatlerinde azalmakta ve hastalar rahatlamaktadır. İlaçlarını alarak oruç tutan ülserli hastaların, tutmayanlara göre daha yüksek oranda şifâ buldukları, araştırmalarda tespit edilmiştir.
Oruçlu iken; bazı hormonların kandaki seviyeleri, sâir zamanlara göre değişmektedir. Özellikle kortizol seviyesi, oruçlu iken gündüz saatlerinde artmakta, kan şekerini normal düzeyde tutmaktadır. Yükselen kortizol, anti-kanserojen rol oynamaktadır. Oruçken, böbreklerden su ve tuz kaybını azaltan hormon faaliyetleri artmaktadır. Bunun gibi daha pek çok sistem, insan bünyesinde devreye girerek vücudun dengelerini muhafaza etmekte ve şahsın oruca uyumunu sağlamaktadır.
ORUCUN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARA VE BAĞIMLILIKLARA OLAN TESİRLERİ NELERDİR?
İnsanın maddî tarafı olduğu gibi, bir de mânevî, yani rûhî yönü vardır. Zamanımızda rûhî bunalımların, davranış-kişilik bozukluklarının ve depresyon hastalıklarının arttığı, bilinen bir husustur. İlmî ve teknik alandaki gelişmeler, insan rûhunu doyuramamaktadır. İnsan rûhunun ne ile tatmin olacağını, onu Yaratan’dan daha iyi kim bilebilir?
İbâdet ve zikirler; asrın yorgun ve bitik insanına hem maddî, hem de mânevî bakımdan müstesnâ bir sıhhat ve hayat reçetesi sunmaktadır. Oruç, bir irâde ve sabır eğitimidir. Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Oruç, sabrın yarısıdır.” buyurmuştur. (Tirmizî, Deavât, 87)
Psikiyatrik rahatsızlıkların çoğunluğunda, irâde zaafı görülmektedir. Yılda bir ay boyunca tutulan oruç, aynı zamanda irâdeyi sağlamlaştıran bir ibâdettir. Davranış kontrolünün ilk safhasını oluşturan husus, açlığa tahammüldür. Mideden sonra, diğer âzâlara da tutturulan oruçla; büyük bir şahsiyet eğitimi yapılmakta, irâde sağlamlaşmaktadır.
Zararlı alışkanlıklar ve tiryâkilikleri bırakmak için en uygun zaman, Ramazan Ayı’dır. Bunlardan vazgeçebilmenin yolu da, irâde eğitiminden geçmektedir. Pek çok içki içen insanın, Ramazan’da bu alışkanlığını terk ettiği ya da en azından azalttığı görülmektedir. Sigara tiryâkileri de, oruç tutarken sigara içmeden durabilmektedirler. Bu tahammüllerini oruç dışına da taşıdıkları zaman, sigarayı bırakmaları kolaylaşmaktadır.
Ramazan ayı, sosyal faâliyetler açısından da canlı bir aydır. İftar dâvetleri, mukâbeleler, toplu kılınan terâvihler, yapılan infaklar, verilen zekâtlar; insanı yalnızlık duygusundan kurtaran, davranış kontrolü ve şahsiyet eğitimi yaptıran muhteşem ibâdetlerdir. Oruç günleri, psikolojik rahatsızlıklar ve zararlı alışkanlıklardan kurtulabilmek için fırsat demleridir.
Oruç, basit bir açlık değil; bilâkis sıhhate kavuşturan ve yan etkisi olmayan bir ilaç mesâbesindedir. Yurt dışında, orucun bıçaksız bir ameliyat olduğunu söyleyerek, hastalarını oruçla tedâvi eden hekimler mevcuttur. Reçetelere:
“Günde şu kadar ilaç için.” yerine, “Haftada veya ayda şu kadar oruç tutun.” tavsiyesinin yazılacağı günler uzak değildir.
Orucun sağlığa zarar verdiğini söylemek; ya bilgisizlikten ya da art niyetten kaynaklanmaktadır. Zira oruçla ilgili yapılan pek çok tıbbî araştırmanın[1] sonucunda; orucun herhangi bir hastalığı daha kötü yaptığına ya da hastalık ortaya çıkardığına dair bir netice elde edilememiştir. Gerçekten de bizler, orucun faydalarını tam olarak idrâk edebilseydik, bütün senenin Ramazan olmasını arzu ederdik!
İMTİHANA GİRECEK OLAN ÖĞRENCİLER ORUÇLARINI TUTABİLİRLER Mİ?
Yapılan araştırmalar, orucun; anlama, kavrama ile alâkalı faâliyetlere zarar vermediğini, hâfızayı azaltıcı bir yönünün de olmadığını ortaya koymaktadır.
Oruç tutan kişinin zihni açıktır. Üstelik beynin kanlanması ve oksijenlenmesi, mîdesi tıka basa dolu olanlara göre daha da iyidir.
Hâfıza kuvvetli, dikkati toplamak daha kolaydır. Bu sebeple; imtihana girecek olan öğrenciler de, rahatlıkla oruçlarını tutabilirler.
HÂMİLELİK VE EMZİRME DÖNEMİNDE ORUÇ UYGUN MUDUR?
Bu konuyu, teferruatlı olarak daha önceki yazılarımızda incelemiştik. Hâzık (uzman) bir hekimin tasvibiyle, hâmile kadın orucunu tutabilir. Bu sırada beslenmesini, kendisinin ve bebeğinin ihtiyaçlarına göre düzenlediği takdirde rahat edecektir.
İftar ve sahur yemekleri, taze sebze ve meyveleri ihtivâ eden, protein değeri yüksek, lifli ve kepekli yiyecekler olmalı; ayrıca bu yemeklerde bol su içilmelidir. Mineral bakımından zengin kuruyemişler de ihmal edilmemelidir.
İftar öğünü ikiye, üçe bölünerek yenilmeli; iftardan sonra kısa ve hafif yürüyüş yapılmalıdır. Sahur yemekleri hafif kahvaltı tarzında olmalı, kahve ve çaydan uzak durulmalıdır. Reflüyü artıran yiyeceklerden kaçınılmalıdır. (Yağlı, kızartmalı, baharatlı yiyecekler ve kafeinli içecekler… gibi.)
Hâmile iken tutulan orucun, bebeğin zekâ seviyesine ve doğum ağırlığına menfî bir tesiri olmadığını gösteren çalışmalar mevcuttur.
Orucun; emziren annelerde, sütün teşekkülüne ya da kimyasına, menfî bir tesiri olup olmadığına dâir pek çok çalışmalar yapılmıştır. Oruçlu olduğu hâlde emziren annelerin, kan kimyalarında önemli bir değişiklik olmadığı; uzun açlık günlerinde dahî, anne bedeninde süt yapımına rahatlıkla yetecek kadar su olduğu tespit edilmiştir.
Oruç tutarken bebeklerine emzirdikleri süt ile oruç değilken emzirdikleri sütün terkipleri arasında bâriz bir fark görülmemiştir. Özellikle uzun günlerde iftarda ve sahurda bol sıvı alımına dikkat eden, taze sebze ve meyvelerden, protein değeri yüksek gıdalardan müteşekkil kaliteli bir beslenme tarzını tercih eden emziren anneler, oruçlarını endişelenmeden tutabilirler.
BAYRAMDA NASIL BİR BESLENME TERCİH ETMELİYİZ?
Ramazandan sonra gelen bayramla mü’min gönüller de sürûra kavuşur. Ramazan Ayı boyunca kalp ve beden temizliği için uğraşmış olan insanlar, bayram neşesiyle evlerini temizler, misâfirlere ikrâm etmek için tepsilerle tatlılar, börekler yaparlar.
Bir aylık sabır eğitiminden çıkmış olan insan, bayramda da îtidali bozmamalı; yeme-içmede aşırıya kaçmamalıdır. Gün içindeki beslenme saatlerine vücudun uyum sağlamasına zaman tanınmalı; özellikle ilk günler, hafif beslenilmeli ve sıvı alımına dikkat edilmelidir.
Ramazan’dan sonra, bayramın ilk günlerinde görülebilen mide bulantıları, mide krampları, ishâl ya da kabızlığın sebebi; bayram ziyaretlerindeki hoş ikramlar karşısında, nefse sahip olamamaktır. Daha bir gün önce, gün boyu boş duran mideye, ertesi gün saat başı şeker, çikolata, tatlı indirmek, elbetteki rahatsızlık verecektir. Bütün mesele; ziyaretlerde ölçü kaçırılmadan yenilebilmesidir.
Sağlıklı bir Ramazan, sağlıklı bir bayram, kısacası sağlıklı bir hayat için, çok fazla değil; yeteri kadar yemeyi alışkanlık hâline getirmek gerekmektedir.
Bu sebeple bayramdan sonra da zaman zaman oruca devam ederek, bu ulvî ibâdetten maddî-mânevî istifâde etmeye çalışmalıyız. Bu konu ile ilgili olarak, Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu hadîs-i şerîfini hatırlatmakta fayda var:
“Oruç tutun ki, sıhhat bulasınız.” (Taberânî, M. Evsat, 8174.)
Dipnot:
[1] Bu konuda teferruatlı bilgi için Prof. Dr. Alparslan Özyazıcı’nın “Din ve Bilimin Işığında Oruç ve Sağlık” (2004) adlı eserine bakılabilir.
Kaynak: Betül Nefise İnal, Şebnem Dergisi, Sayı: 66-67
YORUMLAR