Recâ Ne Demektir?

Recâ ne demektir? Kısaca anlamı nedir?

Sözlükte "ummak, ümit etmek, arzu etmek, iyi bir beklenti içinde olmak" anlamına gelen recâ, din ıstılahında, insanın, dünya ve âhirette Allah'ın rıza, rahmet, nimet ve sevabını umması; azap, gazap, lanet ve cezasından uzak olmayı, af ve mağfiretine mazhar olmayı arzu etmesi demektir.

İnsanın ümitvar olabilmesi için kendisine düşen bütün görevleri yapması gerekir. Allah'ın rızası, cennet ve nimetlerini umabilmesi için îmân edip sâlih ameller işlemesi, haramlardan, kötü olan söz, fiil ve davranışlardan uzak durması; günahlarının af ve bağışlanabilmesi için tevbe edip halini ıslah etmesi ve Allah'a yönelmesi gerekir. Çorak, verimsiz, susuz, bakımsız ve işlenmemiş araziden ürün beklemek beyhude olduğu gibi, îmân edip sâlih ameller işlemeden Allah'ın rızası ve cennetini, Allah'a yönelip tevbe etmeden af ve mağfiretini beklemek de beyhudedir. Çünkü Allah, Kur'ân'da îmân edip sâlih amel işleyenlere mükâfat, inkâr edip isyan edenlere ise ceza olduğunu bildirmiştir (Bakara, 2/81-82; Tevbe, 9/67-68, 71-72).

Hiç pişmanlık duymadan, günahlara devam edip Allah'ın mağfiretini, itaat etmeden rızasını ummak, cehennem amelleri işleyip cenneti beklemek, isyan edip itaatkârların sevabını istemek, "recâ" değil gaflet ve hüsrandır. Kur'ân'da, "Allah'a kavuşmayı arzu eden kimse sâlih amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadette hiç kimseyi ortak etmesin" denilmiştir (Kehf, 18/110).

Recânın zıddı Kur'ân'da "yeis" ve "kunut" kavramları ile ifade edilmiştir. Her iki kelime de ümitsizlik anlamındadır. Kur'ân'da Allah'ın rahmet ve mağfiretinden ümit kesilmemesi istenmiştir (Yûsuf, 12/87; Zümer, 39/53). Çünkü Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır (A'râf, 7/156). Allah'ın rahmetinden ancak sapıklar (Hicr, 15/56) Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler (Ankebût, 29/23) ümit keserler.

İnsanın yaratılışında ümitsizliğe düşme duygusu vardır (Hûd, 11/9; Fussilet, 41/49; İsrâ, 17/83). Bu duygu ancak, îmân ve ibadetle aşılabilir. Allah Kur'ân'da; îmân edip gece gündüz ibadet eden, Allah yolunda çalışan ve âhiret azabından sakınan insanların Allah'ın rahmetini ümit edeceklerini bildirmiştir (Bakara, 2/218; Zümer, 39/9).

Kaynak: Diyanet

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.