
Taha Suresinin 82. Ayeti Ne Anlatıyor?
Taha suresinin 82. ayetinde ne anlatılmak isteniyor? Tövbe kapısının herkese açık olduğunu bildiren âyet; Taha suresinin 82. ayetinin Arapçası, meali ve tefsirini yazımızda okuyabilirsiniz...
Taha Suresinin 82. ayetinde şöyle buyrulur:
Taha Suresi 82. Ayet Arapça:
وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى
Taha Suresi 82. Ayet Meali:
Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da doğru yolda sebat eden kimseyi bağışlarım. (Tâ-Hâ, 20/82)
TÖVBE KAPISI HERKESE AÇIKTIR
Bilgi:
Ayet, Yüce Allah’ın İsrailoğullarına söylediği bir sözü aktarmaktadır. Başka ayetlerde İsrailoğullarına verilen nimetlerden ve onların bu nimetlerin kıymetini bilmediklerinden bahsedilmişti. Bu ayette de Yüce Allah, İsrailoğulları örneğinden hareketle hepimize, yaptığımız hatalardan vazgeçmeyi, Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeyi ve Allah’tan af dileyerek bağışlanma dilemeyi tavsiye etmektedir. Bu ayette ayrıca makbul bir tövbe için, iman ve sâlih amel sahibi olmak, hidayet üzere sebat etmek gerektiğine de işaret edilmektedir.
Mesaj:
Allah, kullarına nasıl tövbe etmeleri gerektiğini açıklamıştır. Bu şartları yerine getiren herkes için Allah’ın af kapısı açıktır.
Kelime Dağarcığı:
Tevbe: Tövbe, günahtan dönüp Allah’a yönelme.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Taha Suresi 82. Ayet Tefsiri:
- Ey İsrâiloğulları! Şüphesiz biz sizi düşmanınızdan kurtardık. Tûr’un bereketlerle dolu sağ yamacında Mûsâ vasıtasıyla sizinle emirlerime uyacağınıza dair sözleşme yaptık. Çölde aç kalmayasınız diye size gökten kudret helvası ve bıldırcın eti ihsân ettik.
- Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve helâl nimetlerden yiyin. Bu hususta azgınlık ve nankörlük yapmayın; aksi halde gazabım tepenize iner. Kimin de üzerine gazabım inerse, artık o helâk uçurumuna yuvarlanıp gider.
- Şu da muhakkak ki ben, günahlarından tevbe ile vazgeçen, iman edip sâlih ameller işleyen, bundan böyle de doğru yol üzere hareket eden kimseyi elbette bağışlarım.
Yüce Allah böylece İsrâiloğulları’nı, kendilerine her türlü zulmü revâ gören, erkek çocuklarını öldüren, kızlarını sağ bırakan, kalanları en âdi ve en ağır işlerde köle gibi çalıştıran düşmanları Firavun’dan kurtardı. Bunun ardından kendisiyle konuşup Tevrat’ı vermek için Mûsâ (a.s.) ile sözleşti. Âyette bu sözleşmenin İsrâiloğulları’yla olduğu belirtilir. Bunun sebebi, Hz. Mûsâ’ya verilecek Tevrat’ın onlarla ilgili ve onların faydasına olmasıdır. Ayrıca burada Tevrat’ın inzâli sırasında hazır bulunmak üzere yetmiş kişilik bir grubun seçilip getirilmesine de işaret edilir. (bk. Bakara 2/57; A‘râf 7/155) Diğer taraftan onlara Tîh çölünde uzun yıllar meccânen kudret helvası ve bıldırcın eti ihsan etmiştir. Verdiği rızıkların temiz ve helâl olanlarından istifade edip O’na şükretmelerini, fakat azgınlık ve nankörlük yapmamalarını istemiştir. Azgınlık ve nankörlüğe saptıkları takdirde başlarına gazabının ineceği, bu durumda ise helak olup gidecekleri tehdidinde bulunmuştur.
Ancak Rabbimiz hem onlara hem de bütün kullarına tevbe kapısını açık tutmakta; iman, tevbe, sâlih amellerle kendine yönelen, isyanı bırakıp itaat yolunu tutan, ömrü boyunca o yolda yürüyen ve bundan başka bir yolda olmayı da arzu etmeyen kullarını bağışlayacağını müjdelemektedir.
Allah Teâlâ’nın hem اَلْغَفُورُ (Gafûr) hem de اَلْغَفَّارُ (Gaffâr) ism-i şerifi vardır. Gafûr, mağfireti çok olan demektir. Mağfiret ise işlediği günahları affederek kulu müstahak olduğu cezadan korumaktır. Bu, bir şeyi kirden koruyacak örtüyle kaplamak mânasındaki اَلْغَفْرُ (gafr) kökünden türemiştir. Gaffâr ise, harflerinin ziyâdeliği sebebiyle Gafûr’dan daha ileri bir mânaya sahiptir.
Tevbe sabun gibidir. Sabun görünen kirleri temizlediği gibi, tevbe de içimizdeki kirleri yani günahları temizler.
Resûl-i Ekrem (s.a.s.), bir hadis-i kudsîde Yüce Rabbimizin şöyle buyurduğunu haber verir:
“Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onları büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olduğun takdirde, yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen bile, ben seni yeryüzü dolusu kadar mağfiretle karşılarım.” (Tirmiz, Deavât 98)
Bir adam Dîneverî’ye:
“- Ben ne yapayım? Ne zaman tevbe edip Mevlânın kapısına dursam bir musîbet beni O’ndan uzaklaştırıyor” der.
Dîneverî ona şöyle cevap verir:
“- Annesinin dövdüğü çocuk gibi ol. Onu her dövdüğünde kendisini annesinin kucağına atar. Annesi onu bağrına basıncaya kadar böyle yapmaya devam eder.”
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com
YORUMLAR