
Yâ Hârise, Nasıl Sabahladın?
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin Hârise (r.a) sorduğu soru ve verilen ibretlik cevap karşısında bizlerin alması gereken dersler nelerdir? Hadiseyi nasıl anlamalıyız?
Ashâb-ı kiramdan Hâris bin Mâlik el-Ensârî -radıyallâhu anh-; Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sohbetinde vecd ile dolar, istiğrak hâlinde yaşardı. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir sabah ona;
“–Yâ Hârise, nasıl sabahladın?” diye sorduğunda Hârise -radıyallâhu anh-;
“–Hakikî bir mü’min olarak!” cevabını verdi.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu defa;
“–Yâ Hârise! Her hâl ve hakikatin bir delili vardır. Senin îmânının hakikatinin delili nedir?” buyurdu.
Hârise -radıyallâhu anh-;
“–Yâ Rasûlâllah! Dünyadan el-etek çekince, gündüzlerim susuz, gecelerim uykusuz hâle geldi. Rabbimin Arş’ını açıkça görür gibi oldum. Birbirlerini ziyaret eden cennet ehli ile, yekdiğerine düşman kesilen cehennem ehlini görür gibiyim.” dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“–Tamam yâ Hârise! Bu hâlini muhafaza et! Sen Allâh’ın, kalbini nurlandırdığı bir kimsesin.” buyurdular. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 57)
Hazret-i Mevlânâ, bu hâdiseye gönül hissiyâtıyla tercüman olarak şöyle anlatır:
ÖTELERİ TEMÂŞÂ
“Hârise -radıyallâhu anh-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den;
«–Gördüklerimi anlatayım mı?» diyerek izin ister ve anlatmaya başlar:
«–Yâ Rasûlâllah! İnsanların yarın olacak diye inandıkları mahşer gününü bugün ortaya koyayım. Haşr ve neşrin bütün sırlarını açığa vurayım. Emret, bu sırların perdelerini yırtayım. İçimdeki ilâhî hikmetler cevheri, göklerin güneşi gibi parlasın!
Yâ Rasûlâllah! Emret, kimler dünyanın kir ve çirkinlikleri arasında hâlis altın ve pırlantalar gibi kalmayı bildi; kimler küfrün kızıl ve kara rengiyle paslandı, anlatayım.
Nübüvvetinin zâil olmaz ışığında nifâkın yedi uçurumunu ayân edeyim.
Âhirette şakîlerin giyeceği elbiseyi halka göstereyim. Orada peygamberler için çalınacak davul ve kösün sesini de duyurayım.
Coşkun ve taşkın bir hâlde bulunan Kevser havzını göstereyim de, suyu halkın yüzüne serpilsin, sesi de kulaklarına değsin!
Susamış kimselerin o havuz etrafında koştuklarını açıkça göstereyim! Onların omuzları omuzlarıma dokunuyor. Bağrışmaları kulağıma geliyor!
Cennetlikler sevinçlerinden gözümün önünde kucaklaşarak birbirleri ile musafaha ediyorlar.
Cehennemliklerin de âh-vâh âvâzeleri ile inleyip feryâd ü figān etmeleri âdetâ kulağımı sağır edecek!
Bunlar derinden söylediğim birtakım işaretlerdir. Daha da söyleyeceğim, ama Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in azarlamasından korkuyorum!..»
O, sekr-i mânevîye müstağrak olarak böyle söylüyordu. Görülmemiş bir vecd ile kendinden geçmiş, (âdetâ) şuûrunu kaybetmiş, bütün sırları açığa vuracak hâle gelmişti.
Hazret- i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu bu hâlden uyandırmak için;
«–Kendini topla! Sus!» diyerek Hazret-i Hârise’nin yakasını çekti ve şöyle buyurdu:
«–Kendine gel! Dilinin dizginini tut ki, söylenmeyecek sözleri söyleyecek hâle geldin. Rûhunun aynası ten kılıfından dışarı fırladı. Ancak unutma ki, nâil olunan sırları açığa vurmak, onları hazmedemeyiştendir. Allâh’ın isimlerinden biri de Settâr’dır. Bunu bil ve bu sıfatla vasıflanmanın saâdetini kuru bir hazımsızlığa kurban etme!»”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Şubat, Sayı: 240
YORUMLAR